Canlılarda Dolaşım ve Dolaşım Sistemi
`Dolaşım` terimi, canlı vücudunun belli kısımları arasında madde ulaşımını sağlayan
bir sistem için kullanılır. Organ ve dokuları oluşturan hücrelerin beslenmesi,
korunması ve artıklarının yok edilmesi, ısı dengelerinin sağlanması görevlerinin
yanısıra, gaz alış-verişinde ve hormonların gerekli yerlere ulaştırılması görevlerinini
de üstlenen kan ve dolaşım sistemi, organinzmanın en önemli yapısıdır ve hayvanlar
aleminde çok çeşitlilik gösterir.
Hormon: İç salgı bezlerinin salgıladığı, ve kan dolaşım yoluyla bedenin bazı hücre, doku
ve organlarına ulaşarak biyolojik etkinliklerinidüzenleyen salgı.
2. Dolaşım Sistemi
Canlıların en basit yapılışı olan tek hücrelilerde, gerçek dolaşım sistemi bulunmaz.
Bunun yerine, hücre içi iletimi genellikle protoplazmik hareketlerle gerçekleştirilir.
örneğin Amipte hücre içi iletimini sağlayan protoplazmik çalkalanma ve karışma
ameboid hareketten kaynaklanırken, sillilerde protoplazma, besin kofulunu hücre
içinde belirli bir yol takip ederek dolaştırılır. Çok hücrelilerin bazı hücrelerinde
ise madde ilitimine yarayan tipik kanalcıklar vardır. Süngerler ve sölentereler
gibi basit çok hücrelilerde madde taşınması basit difüzyon ve sitoplazma hareketleri
ile sağlanır. Yuvarlak kurtlar gibi gruplarda ise ilkel vücut boşlukları içinde kas
hareketleri aracılığı ile madde iletimi sağlanır. Bir çok eklembacaklı ve yumuşakçalarda
var olan Hemasöl, açık dolaşım sistemine geçiş teşkil eder. Vücut
boşluğu sölom olan basit yapılı hayvanlarda dolaşım sölom içinde olurken, gelişmiş
yapılı hayvanlarda ise özel bir dolaşım sistemi meydana gelmiştir.
Sölom: Gelişmiş hayvan gruplarında, içinde iç organların geliştiği vücut boşluğudur.
2.1. Açık ve Kapalı Dolaşım
Gerçek dolaşım sistemine sahip gelişmiş canlı grubuna giren hayvanlarda iki tip
dolaşım sistemine rastlanmaktadır.
1. Açık Dolaşım Sistemi
2. Kapalı Dolaşım Sistemi
Açık dolaşım sisteminde dolaşım sıvısının hareketini sağlayan bir kalp, kısa ya da
uzun damarlar bulunur. Bu sistemde kılcal damarların (kapiller) yerini `sinüs` adı
verilen vücut boşlukları almıştır. Damardan çıkan kan, bu boşluklarda dolaştıktan
sonra ya doğrudan kalp görevi yapan organlara ya da tekrar damara girer. Bu tip dolaşım
sistemi topraksolucanlarının dışındaki omurgasız hayvanlarda görülür.
Kapalı dolaşım sisteminde ise dolaşım sıvısı, tamamen kapalı bir sistemde dolaşır.
Bu dolaşım sistemi, organlar ve dokular dizisinden geçen damarlar ve kalpten geçen
döngülü dolaşım sıvısından (kan) oluşmuştur. Dolaşım sıvısı ile doku sıvısı arasındaki
madde alışverişi, ince (kılcal) damarlar (kapiller) aracılığı ile olur. Toprak
solucanları, bazı sülükler, mürekkep balıkları, ve insanın da içinde bulunduğu
omurgalı hayvanlarda bu biçimde kapalı dolaşım sistemi bulunur.
Bu tür organizasyon seviyesi yüksek canlılarda, kapalı dolaşım sistemi birbirinden
farklı imiş gibi görünen fakat birbiri ile sıkı bir ilişki gösteren 3 sistemden oluşur.
1. Dokular arası sıvı sistemi
2. Lenf damarları sıvı sistemi
3. Kan damarları sıvı sistemi
(Açık kan dolaşımı olan hayvanlarda son iki sistem birbirleriyle daha başlangıçta
karışmıştır).
Balıkların dışındaki omurgalı hayvanların kapalı kan dolaşım sisteminde kan, küçük
ve büyük dolaşım adı verilen iki farklı döngü yapar.
Küçük ve büyük dolaşım nedir?
2.2. Küçük ve Büyük Dolaşım
Kalp görevi yapan organdan pompalanan kan, tüm vücudu damarlar içinde dolaşarak
organ ve dokuların gereksinimi olan maddeleri onlara verir ve onların artıklarını
alarak kalbe geri döner. Bu dolaşıma `büyük dolaşım` adı verilir. Büyük dolaşımda,
kan, sol karıncıktan`aorta` adı verilen ana atar damarla çıkar, tüm bedeni
dolaştıktan sonra sağ kulakcığa`vena cava superior` adı verilen üst toplar damar
ile geri döner. Kalbe geri dönen bu kan, oksijeni azalmış buna karşın karbondidksiti
artmış, kirli kandır. Kalbe dönen kirli kan, bu kez akciğerlere pompalanarak gönderilir
ve orada, oksijeni zenginleştirilmiş temiz kana dönüştürülerek kalbe geri döner.
Kalp ve akciğerler arasındaki bu kan döngüsüne de`küçük dolaşım` adı verilir.
Küçük dolaşım, sağ karıncıktan çıkan ve`arteria pulmonalis` adı verilen akciğer
atar damarı ile ak ciğerlere ulaşan kanın temizlenmesi sonucu,`vena cava inferior`
adı verilen alt toplar damar aracılığıyla sol kulakcığa donüşü ile gerçekleşir. Bu dolaşım
sonunda oksijenden zengin olan kan, `büyük dolaşım` olarak bedenin tümünü
tekrar dolaşmaya hazır duruma getirilir.
3. Kan Dokusu
Kan `plazma` adı verilen bir sıvı ortam ile, bu ortam içinde süspansiyon halinde
dağılan hücrelerden oluşan bir dokudur. Kan damar sistemi içinde, kalbin pompalama
gücü ile tüm vücudu dolaşır.
Plazma : Kanın pıhtıyı oluşturan maddeler, protein, yağ, şeker, vitamin, hormon ve inorganik
maddeler gibi bir çok madde içeren sıvı kısmı.
Memeli hayvanların dolaşım sisteminde bulunan kan hacmi normal olarak vücut
ağırlığının 1/7-1/10’u kadardır. Kurbağalarda ve kuşlardaki kan hacmi oranı da
memellerdeki gibidir. Balıklarda ise bu oran biraz daha düşüktür.
Genel olarak canlılardaki kanın % 55’i plazma ve % 45’i kan hücrelerinden oluşmuştur.
PLAZMA
Su % 91
Plama proteinleri % 7
Albuminler
Globulinler
Alfa globulinler
Beta globulinler
Gama globulinler
Fibrinojen
Serum % 2
İnorganik tuzlar
Karbon hidratlar
Lipidler
Enzimler
Hormonlar
Vitaminler
Hastahanelerde yatan hastaların damarlarına çoğunlukla kan yerine verilen `serum`
nedir? Ne işe yarar?
Serum : Kanın, pıhtı ve kan hücreleri dışındaki sıvı kısmı.
Gerçekte serum terimi ile, kanın pıhtıyı oluşturan kısmı ve kan hücreleri dışındaki
kısmı ifade edilir. Yani, kanın besleyici ve özelliği olan kimyasal maddeleri içeren
kısmı. Hastahanelerdeki hastalara taktıkları serum ise, gerçek kan serumu kadar olmasa
bile içinde beden için gerekli besin maddeleri bulunduran bir sıvıdır. Genellikle
yemek yiyemeyecek olan hastalara, kana karıştırılan bu sıvı ile beslenmeleri için
verilir.
3.1. Kan Hücreleri
Kanda, sayı, biçim ve görevleri açısından biribirinden çok farklı hücreler bulunmaktadır.
Bu hücreler basit olarak, renklerine göre beyaz (ak yuvar) ve kırmızı (al
yuvar) kan hücreleri olarak sınıflandırılmışlardır.
3.1.1. Beyaz Kan Hücreleri (Akyuvarlar, Lökosit)
Beyaz kan hücreleri direkt ya da salgıladıkları salgılar aracılığıyla bedenin savunma
(bağışıklık) sından sorumludurlar. Bunlar, her biri farklı savunma çeşidinden sorumlu
monosit, lenfosit, granülosit hücreleridir. Tümüne birden `lökosit` adı verilir.
Yetişkin bin insan kanının her militresinde, 5000 – 10000 adet kadar bulunan ak
yuvarların yaşam süreleri 9 gün kadardır.
3.1.2. Kırmızı Kan Hücreleri (Alyuvarlar, Eritrosit)
Kırmızı kan hücrelerine ise`eritrosit` adı verilir ve yetişkin bir insan kanının bir
mililitresinde yaklaşık 5 milyon adet bulunur. üst ve alt yüzlerinden basık disk biçimindeki
al yuvarlar hücrelerinde çekirdek bulunmaz ve yaşam süreleri yaklaşık 4
aydır. Kandaki alyuvar hücreleri, yapılarında bulunan`hemoglobin` aracılığı ile
oksijen, karbondioksit gibi solunum gazlarını ilgili hücre ve organlara taşımadan
görevli hücrelerdir.
3.1.3. Kan Pulcukları (Trombositler)
Bir de kanın içinde, bir parça sitoplazmadan oluşmuş ve çekirdeği de olmayan, kan
pulcukları bulunmaktadır.`trombosit` adı da verilen bu yapılar, kanın pıhtılaşması
sırasında bir araya gelerek yığınlar oluşturur ve damardaki açığı kapatırlar.
KANIN HÜCRELERİ
Lökositler
Granülositler
Nötrofiller : Fogasitozda görevlidir
Eozinofil : Alarji ve parazitlerde görevlidir.
Bazofil : Heparin, histamin ve serotonin taşırlar.
Agranülositler
Lenfosit
B Lenfosit : Hümoral bağışıklık yapar.
T Lenfosit : hücresel bağışıklık yaparlar.
Monosit : Fogositoz yaparlar
Eritrositler : O2 ve CO2 taşınmasında görevlidir.
Trombositler: Pıhtılaşmada görevlidirler.
Kanın içinde bulunan hücreler mm3’te 5 – 10 bin kadar lökositler (akyuvar), mm3’te
erkekte 5, kadında 4.5 milyon kadar eritrosit (alyuvar) ve mm3’te 140 – 340 bin
kadar trombosit’lerden oluşmuştur. Akyuvar hücreleri de nötrofil (% 57 – 67), eozinofil
(% 1 – 3), bazofil (% 0 – 1), lenfosit (% 25 – 33) ve monosit ( % 3 – 7) olmak üzere
farklılık gösterirler.
3.2. Kanın Fiziksel Özellikleri
Kan, reaksiyonu hafif alkalik olan bir sıvıdır. pH sı, vücut sıcaklığında , ortalama
olarak 7.35 kadardır. Kan sudan daha ağırdır. Bir damla kan suya konursa, dibe doğru
çöker. Eğer saf suyun ağırlığı 1000 olarak kabul edilirse, kanın spesifik ağırlığı,
normal şartlar altında, erkekte 1055-1060, kadında ise, 1050-1056 dır. Al yuvarların
spesifik ağırlığı 1080-1089, plasmanınki ise, 1027-1030 dur. Kanın viskositesi de büyüktür.
Belli bir miktar kanın akış hızı, aynı miktar suya nazaran 4-5 kat daha yavaştır.
3.3. Kan ve Dokular Arasındaki Madde Alışverişi
İnsanda kan ve dokular arasındaki madde alışverişi, kılcal damarların protein yoğunluğu
nedeniyle oluşan osmotik basınç ve kalbin pompalama gücünden oluşan
kan basıncı etkisiyle sağlanır. Sonuç olarak su ve kandaki çözülmüş maddeler, damarlardan
doku sıvısına difüzyonla geçerler. Kılcal damarların toplar damar ucunda
ise bu durumun tersi olur.
Vücut hücreleri için elzem olan O2 taşınmasını, kan dokusu içinde eritrositler üstlenmişlerdir.
Eritrosit içinde O2 taşınmasında görevli olan yapı da hemoglobindir
(Hb). İnsan hemoglobin molekülünde; 4 hem grubu ve iki çift (alfa ve beta) polipeptid
zinciri bulunmaktadır. Hem molekülünde bulunan demir, oksijen bağlayabilen ferrus (Fe+2) ya da oksijen bağlamayan ferrik (Fe+3) durumundadır. Hemoglobin
içindeki okside olarak ferrik duruma geçmiş demir ile methemoglobin oluşur ve
Oksijenin bağlanması mümkün olmaz. Bu durumda, redüktaz enzimi, nikotinamid
adenin (NAD)’in redüksiyonu ile methemoglobindeki ferrik demir’I ferrus durumuna
getirirek oksijen’in bağlanmasına hazır duruma getirir.
Kandaki, oksijen taşıyan hemoglobinine ek olarak, birçok doku da hemoglobin içermektedir.
Örneğin; Kas hemoglobini memelilerin, kuşların ve soğuk kanlı omurgalıların
iskelet kaslarında bulunur.
Böcekler dışında bir dolaşım sistemine sahip hayvanların çoğunda kanda ve vücut
sıvısında oksijenle bileşik yapabilen bir pigment bulunmaktadır. En genel pigmentler
demir kapsayan kırmızı renkli hemoglobinlerdir. Bu madde, sistematik bakımından
aralarında hiç bir ilişki bulunmayan bir çok hayvan grubunda görülebilir.
Omurgasızların hemoglobin molekülleri omurgalı hemoglobinlerinden daha büyüktür.
Bu nedenle omurgasız hayvanların hemoglobinleri eritrokruorinler diye
isimlendirilir.
Hemoglobin, her ne kadar bazı renksiz eritrositlere sahip olan genç ve şeffaf balıklarda
(örneğin, yılan balığı larvaları) bulunmuyor ise de, diğer bütün omurgalılarda
mevcuttur.
Üçüncü bir demir kapsayan pigment hemeritrindir. Kan hücresi içinde kahve rengi
olarak bulunur. Bu pigment hemoglobin ve klorokruorinden farklıdır.
Hemosiyanin, bileşiminde bakir (Cu) bulunan aşağı yukarı hemoglobine yakın derecede
önemli bir pigmenttir. Halkalısolucanlarda hemoglobin (Eritrokruorin)
plazmada bulunur. Bazı deniz solucanlarında ise hemoglobin nukleuslu hücrelerin
içlerinde bulunur. Hemoglobin birkaç Yumuşakçada plazmada görülür. Hemoglobine
bazı eklembacaklılarda da rastlanır. Hemoglobine Paramecium’da da rastlanmasına
karşın Amphioxus’da rastlanmamaktadır.
3.4. Kan Pıhtılaşması (Koagülasyon)
Kanın sıvı kısmındaki protein, yağ, şeker, vitamin, hormon ve inorganik maddeler
gibi çok sayıdaki gerekli madde, yaralandığımızda, oluşan açıklıktan dışarıya akarak
besin kaybına neden olur. Kan, yaralanma sonucu besin kaybını önlemek için
pıhtılaşarak açıklığı kapamaya çalışır.
Kanın pıhtılaşması, Kanın içindeki`fibrin` denilen iplikciklerin ve`trombosit`
denilen kan pulcuklarının, yara üzerine birikmesi ile olur. Daha sonra bu pıhtı, sertleşerek
yara kabuğunu oluşturur ve kan kaybı önlenmiş olur. Pıhtılaşma olayında
ilk olarak kan pulcukları (trombositler) yaralanmanın meydana geldiği kısma gelip
yapışarak küme oluştururlar. Trombositlerdin salgılanan serotonin maddesinin
etkisiyle damar büzülür. Kanda bulunan inaktif protrombin aktivatörü, kalsiyum
iyonları ve bazı faktörler aracılığıyla protrombin`I trombin`e dönüştürür. Kan plazmasında
bulunan erimiş fibrinojen, trombin enzimi ile erimeyen fibrin haline dönüştürülür.
Fibrin iplikcikleri, kan hücreleri ve plazma birlikte pıhtıyı oluşturarak
yarayı kapatırlar. Basit olarak bu biçimde açıklanan kanın pıhtılaşma olayı gerçekte
çok karmaşıktır ve 13 pıhtılaşma faktörü ile gerçekleşebilmektedir.
Pıhtılaşma faktörleri:
1. faktör : Fibrinojen ; Plazma proteini olan fibrinojen, trombin tarafından fibrine
dönüştürülür.
2. faktör : Protrombin ; Yapımı için K vitamini gerekli olan protrombin, karaciğer’de
sentezlenerek buradan kana verilir.
3. faktör : Doku faktörü (Doku tromboplastini) ; Protrombin’i trombin’e çeviren
tromboplastin’in şekillenmesinde 5., 8., 10. faktörler ve kalsiyum iyonu
ile beraber görevlidir.
4. faktör : Kalsiyum iyonu ; Kanın pıhtılaşmasında mutlak gerekli bir iyondur.
5. faktör : Labil faktör (Değişken faktör, Prokselerin) ; Serumda bulunmamasına
karşın pıhtılaşma sırasında protrombin’i trombin’e çevirmede gereklidir.
6. faktör : Stabil faktör (Prokonvertin) ; 3. faktör tarafından protrombin aktivatörünün
(plazma tromboplastin’in) şekillenmesinde gereklidir.
7. faktör : Yoktur.
8. faktör : Antihemofilik faktör A ; rotrombin aktivatörünün (plazma tromboplastin’in)
şekillenmesinde gereklidir.
9. faktör : Antihemofilik faktör B (Kristmas faktörü, Plazma tromboplastin
komponenti) ; Plazma tarafından Protrombin aktivatörünün (plazma
tromboplastin’in) şekillenmesinde gereklidir.
10. faktör : Stuart – Prower faktörü ; Noksanlığı kanama hastalığına neden olur.
11. faktör : Antihemofilik faktör C (Plazma tromboplastin antesedent) ; Plazma
tromboplastininin şekillenmesinde gereklidir ve yokluğunda kanama
haslalığı olur.
12. faktör : Hegeman faktörü ; Kan’ın yabancı yüzeylerle temasında aktive edilir
ve plazma tromboplastininin şekillenmesinde gereklidir.
13. faktör : Fibrini stabilize eden faktör (Laki – Lorand faktörü) ;
3.5. Kan Grupları
Kan grupları, kandaki alyuvar hücrelerinin zar yüzeyinde taşınan ve adına `antijen`
denilen makromoleküller tarafından oluşturulur. Ayrıca kan plazmasında
da `antikor` adı verilen plazma proteinleri de bulunmaktadır. Bu plazma proteinleri
temelde 3 çeşittir ve`anti A`,`anti B` ve`Rh` olarak anılır. Plazma proteinleri,
kendi özgül proteini olan antijeni tanıyarak onları çöktürür. Bu protein çeşidinin
kanda bulunup bulunmamasına göre, o kan çeşidi (grubu) belirlenir. Test edilen
bir kan içinde sadece A proteini varsa,`A grubu` kan olarak, sadece`B varsa`B gurubu`,
her ikisi de varsa`AB gurubu` ve hiç biri yok ise`O gurubu` olarak söylenir.
Kan grubunun ikinci bölümü ise Rh proteinin belirlenmesi ile ortaya konulur. Rh
proteini varsa`Rh +` (Rh pozitif), yoksa`Rh -` (Rh negatif) denir.
Kan grupları Plazma proteini Alabileceği kan grubu çeşidi
A anti B O ve A
B anti A O ve B
AB yok O,A,B ve AB
O anti A ve anti B O
(Ayrıca, daha çok akademik ve hukuksal araştırmalarda önemli olan bazı farklı kan
grupları da vardır ve bunlar özgün aglütininlerin varlığına göre ayrılan M, N, S, P,
Kell, Lewis, Duffy, Kidd, Diego ve Lutheran faktörleridir.
3.6. Kanın Görevleri
Vücudu oluşturan hücrelerin normal fonksiyonlarını devam ettirebilmeleri için,
içinde bulundukları ortamlarının değişmez tutulması (hemeostasis) gerekmektedir.
Vucut iç ortamının değişmez tutulması, bir çok biyolojik düzenleyici mekanizmalar
ile sağlanmaktadır. Bu iç denge ise temelde kan ve dolaşımı ile sağlanmaktadır.
Esas olarak kanın görevleri; taşıma, düzenleme ve savunma olmak üzere 3 ana
başlık altında toplanabilir.
Hücre dışı (ekstraselüler) sıvı ve bu sıvı içinde bulunan özelleşmiş hücrelerden oluşan
kanın görevlerinden biri; bir çok maddeleri organ ve dokulara götürmek ve birçok
maddeleri (metabolizma artıklarını) dokulardan alıp uzaklaştırmak yani taşıma
(transport)’tur. Sindirim sisteminden emilerek alınan amino asitler, lipidler, karbonhidrat
ile kana salınan enzimler gibi birçok maddeler kan yoluyla hücrelere taşınırlar.
Solunum yoluyla akciğerlerden alınan oksijen hücrelere, hücrelerden alınan
karbondioksit de atılmak üzere ilgili organlara getirilir. Ayrıca gerekli vucut tepkilerini
oluşturmak üzere hormonlar reseptör hücrelere, vucut suyunun fazlası da boşaltım
organlarına kan yoluyla taşınırlar. Bu görevleri yanı sıra vucut pH’sının ayarlanmasını
ve vucut sıcaklığının eşit olarak vucuda yayılmasını da sağlamanın yanısıra
kan hücrelerinin bir bölümü antikor yaparak, bir bölümü de fogositoz görevi
yaparak vucut savunmasında görev alırlar.
3.7. Lenf Sistemi
Bedenimizde, kan dolaşımı sisteminden başka, birde`lenf sistemi` vardır. Bu sistem,
bedeni oluşturan hücrelerin aralarındaki boşluklarda bulunan çok ince borucuklardan
oluşur. Bu borucuklar lenf sisteminin damarlarını oluştururlar. Lenf damarları,
duvarları ince olmasına karşın, içinde kapakcıklar bulundurur. Bu damarların
birleşmesi ile lenf damarları ve damarların birleşmesi ile lenf dolaşım sistemi
oluşmuştur. Lenf dolaşım sistemi, damarları aracılığı ile bedenin çeşitli yerlerinden
toplanan lenf sıvısını, kan dolaşımına, belirli bölgelerde aktarır. Ayrıca, lenf damarlarının
geçtiği, bedenin çeşitli bölgelerinde, yoğunlaşmış lenf merkezleri de yer alır.
Bu lenf merkezleri, savunmada görev alan hücrelerin yoğun olarak toplandıkları
merkezlerdir. Diğer dolaşım sisteminden bağımsız olarak çalışan lenf sistemi, bedenin
savunması ile ilgili olarak görev yapan oluşumlardan biri olarak çalışır.
Lenf kanalları omurgalılarda ilkel vücut boşluğu, kan damarları sistemi ve lenf damarlarından
oluşur. Lenf damarları yer yer lenf yumruları (lenf nodülleri) ve sistemlerin
sonlarında lenf organları (Bademcik-tonsilla, apendix, … vb.) oluşturur.
Bazı balıklar ve kurbağalarda lenf kalpleri de vardır. Bunlar içinde sarı renkli ve pıhtılaşma
özelliğine sahip, içinde bol miktarda lökosit adı verilen savunma hücreleri
bulunan lenf sıvısı bulunur. Lenf bütün hücreleri yıkar ve lenften esas maddeler
hücreleri beslemek için girerken, metabolizma artıkları da lenf aracılığı ile hücreleri
terkederler.
3.8. Kan Basıncı (Tansiyon ve Nabız)
Kalp atımı sırasında, kanın damar duvarlarına yaptığı basınç`tansiyon` olarak bilinir.
Genellikle dinlenme durumundaki kan basıncı, iri hayvanlarda küçük olanlardan
daha yüksektir. Yeni doğmuş çeşitli türlere ait hayvanlarda kan basıncı da çeşitlidir.
örneğin yeni doğmuş tavşanda basınç 21 mm. Hg, kedide 25-30 mm. Hg, koyunda
doğumdan az sonra 73 mm. Hg olarak saptanmıştır. Soğuk kanlı omurgalılarda
dolaşım sıcak kanlı omurgalılarda olduğundan biraz daha yavaş ve basınç da
biraz daha düşüktür.
İnsanda, kalbin kasılması ile (sistol) anında, damarların çeperinde yaklaşık 120 mm
Hg. (civa basıncı) başınç oluşur. Gevşemede ise (diastol) bu basınç 80 mm Hg dır. Bu
damar içi basınç (tansiyon) çoğunlukla 120/80 olarak ifade edilir. Kanın kalpten
pompalandığı andaki basıncı`büyük tansiyon`, ponpalanmadığı zamanki basıncı
ise`küçük tansiyon` olarak tanımlanır. çarpma basıncı, büyük damarlardan küçüklere
doğru gidildikçe azalır ve ince damarlarda basınç hızla düşer.
Kalp kasıldığında, kalpteki kan, basınçla damarlar içine pompalanır. Bu olayda, kalbin
ard arda kasılmaları ile damarlarda da, ard arda basınç değişiklikleri olur. Cildimize
yakın olan herhangi bir damar üzerinden, bu basınç değişikliğini algılayabiliriz.
Aralıksız ve ard arda olan bu damarın basınç değişikliğindeki ritime`nabız` adı
verilir. Kalbin kasılması, yani kalp atımı sonucu oluşan ve kanın damar duvarına
yaptığı ritmik basınç, normal insanlarda dakikada 60 – 100 kez tekrarlanır.
4. Damarlar
Kapalı dolaşım sistemine sahip tüm canlılarda, dolaşım, dolaşım sıvısını taşıyan ve
ince ya da kalın borulara benzeyen damarlar içinde dolaşır. Damarlar canlı vücudundaki
tüm organ ve dokulara kadar uzanarak onlara dolaşım sıvısını ulaştırırlar.
Canlı vücudundaki damarlar, yapı ve görevelerine göre farklılık gösterirler.
4.1. Damarların Yapı ve Çeşitleri
Damar yapıları, bulundukları yere ve işlevlerine göre farklılık gösterir. Bedendeki
damarlar, başlıca görevleri ve yapılarına bakılarak 2 farklı isim ile adlandırılır. Bunlar,
kalpten çıkan kanı bedenin tüm doku ve organlarına götüren`atar damar` (arter)
ile tüm doku ve organlardan kanı toplayarak kalbe geri getiren`toplar damar` dır.
Bu damar çeşidine`ven` de denir. Detaylı bir biçimde incelenerek, atar ve toplar damarlar
bulundukları yer ve yapılarına bakılarak, kendi içinde değişik isimlerle anılırlar.
örneğin kalınlık ve yapılarındaki özellikle bakılarak, atar damarlar; büyük
boy (elastik tip), orta boy (musküler tip) ve küçük boy (arteriol) olarak isimlendirilir.
Toplar damarlar da benzer şekilde büyük, orta ve küçük boy olarak tiplere ayrılır.
Bu damarlarda tümünün damar duvarı, en dıştaki ince bir tabaka bulundurur. Bu
tabakada, uzunlamasına dizilmiş bağ dokusu lifleri, bir kaç düz kas hücresi ve çok
ince damarları bulunur. Damar duvarını oluşturan ortadaki ikinci yapı, bağ dokusu
hücreleri ve lifleri ile dairesel konumda düz kas hücrelerini içerir.
Damarın içinde akan kan ile tamas eden en iç kısmı ise,`endotel` adı verilen ve
epitel hücrelerinden oluşan zarımsı bir örtü ile kaplıdır. Kılcal damarlarda, sadece
bir kaç epitel hücresinden oluşmuş bir endotel tabakası ve çevresinde bir kaç adet
düz kas hücresi bulunur. Bu nedenle çok incedir. Bir çok madde, kılcal kan damarlarına
kolayca girip çıkabilir. Kan içindeki oksijen ve besin maddelerinin beden hücrelerine
verildiğe ve oradanda artık maddelerin kana verilerek gönderildiği yer, kılcal
kan damarlarıdır.
Atar damar ve toplar damarlar arasında, görevlerinin dışında fark var mı?
Atar damarın duvarları, kan basıncına dayanıklılığını arttıran elastik liflerle doludur.
Oysa bu elastik lifler, toplar damarlarda bulunmaz. Buna karşın, toplar damarların
içinde, kanın geri akmasını önleyen kapakcıklar bulunur. Bu oluşumlar, atar
damar yapılarında görülmez. Damarlar çapları daralabilir. Bu büzülmeyi sağlayan
yapı, esnek liflerden ve kas liflerinden ibarettir.
Toplardamar ve özellikle atardamar çeperinin ortasında kalın bir kas tabakası bulunur.
Bu tabaka halkasal liflerden yapılmış olup, kasılma halinde damarların çapını
daraltır. Damarların dış tabakasında bulunan boyuna liflerin kasılması ise, damarların
boylarını kısaltır. Kas tabakasının iç ve dış yüzeyindeki yoğun, esnek lif ağları
da damarların boşluğunu her yönde küçültmeye çalışır. Ancak, atardamar yapılarında,
çok sayıda görülen düz kas hücreleri, toplar damar yapılarında daha az görülürler.
Bu nedenle, yapılarında çok az sayıda kas hücresi bulunduran toplar damarlar,
duvarlarını kasarak kanı iletemezler. Toplardamardaki kan, damarın çevresindeki
diğer beden kaslarının kasılması ile damarın sıkıştırılması sonucu ilere doğru
iletebilirler. örneğin, çok uzun süre hiçhareket etmeden ayakta duran bir insan, toplar
damarlarındaki kanın kalbe doğru iletilememesi nedeniyle, kan basıncı düşer ve
bayılabilir. Bu, nöbet tutan askerlerde sık görülür.
4.2. Damar Fizyolojisi
Damarlardaki kas lifleri, birbirine ters etki eden iki sinir çeşidinin etkisi altındadırlar.
Her iki sinire beraberce `vasomotor` denir. Bütün vazomotor sinirlerin genel
merkezi ise medulla oblongata (Omuriliksoğanı) da bulunur ve etkili maddesi asetilkolindir.
Sempatik sinirlerin etkili maddesi adrenalin (sympathin) dir. Bu madde
kan basıncında bir artışa neden olur.
Kılcal damarların hareket ve sinirlerle etkileşim mekanizması ise şimdiye kadar tam
olarak çözülememiştir. Bu damarlar çok ince bir endotel tabakasından ibarettir, kas
lifleri yoktur. Buna rağmen, etkili birer açılma ve kapanma mekanizmaları vardır ve ortosempatik sinir sisteminin etkisi altındadırlar. Bazı araştırıcılara göre bu kılcalların
çevresinde bulunan perist ya da Rouget hücreleri denen hücrelerin kasılması
ile kılcal boşluğu daralır. Diğer bazı araştırıcılara göre ise fiziko-kimyasal bir mekanizma
ile kapiller endotel hücrelerinin kalınlığı değiştirilir.
5. Kalp
5.1. Kalp Çeşitleri
Dolaşımı düzenli bir şekilde sağlamak için önce özel bir kanal sistemine yani damarlara,
sonra da kanı hareket ettiren bir pompaya gerek vardır. Bu pompa, canlılarda
değişik şekillerde görülen kalbdir. Canlılardaki, dolaşım sıvısını pompalayan kalp,
yapılarına göre dört tiptedir.
1. Kasılma ve gevşeme yapabilen damarlar
2. Tüp şeklinde olan kalpler
3. Ampul şeklinde olan ekleri olan kalp
4. Odalara ayrılmış kalpler
Kasılıp gevşeyen damarlar,özellikle halkalı solucanlarda kalp görevi yapan bazı
damarlar düzenli kasılma (peristaltik) hareketlerle kanın hareketini sağlarlar.
Tüp şeklindeki kalpler, bir çok eklembacaklıda görülen ve kasılma (kontraksiyon)
yapabilen tüp şeklindedir. Bu tür kalpler vücut boşluğunun az ya da çok sınırlanmış
bir kısmı, perikard boşluğu içinde bulunurlar. Bu kalplerde kan, kalbi bir ya da çok
sayıda ve çoğunlukla ön uçtan, bazen de yan ve arka kısımdan olmak üzere terkeder.
Kan kısmen damarlar içinde, kısmen de vücut boşluklarında dolaşır.
Ampul şeklinde kalpler özellikle böceklerin üyelerinde kanın dolaşım yönünü belirleyen
ve kalbe bağlı olmaksızın ritmik çarpma hareketleri yapan organlar da meydana
gelmiştir
Odalara ayrılmış kalpler çoğunlukla omurgalılarda ve bazı yumuşakçalarda bulunur.
Yumuşakçaların kalpleri bir ile iki kulakçık ile bir karıncıktan meydana gelmiştir.
Kulakçıklar genellikle ince bir kas tabakasından yapılmıştır. Karıncık ise kuvvetli
kontraksiyon yapan bir organdır, bu nedenle de oldukça kalın bir kas tabakasından
yapılmıştır.
Kafadanbacaklılarda ise kalp sistemi iyi gelişmemiştir ve bir perikard boşluğu içinde
bulunur. Kan vücutta toplardamarlar aracılığı ile solungaçların tabanındaki solungaç
kalblerine döner ve solungaçlardan, solungaç toplardamarları ile kalp sisteminin
kulakçıklarına geçerler. Bu solungaç kalpleri ritmik kontraksiyon yeteneğine
sahiptirler ve aynı zamanda midyelerin perikard bezerine karşılık gelen, yuvarlak
bir kan bezi (solungaç dalağı) ile de ilişkilidir. Bu kalpler hem solungaçların ve hem
de vücut dokularındaki damarların dirençlerine karşı koyabilirler.
Balıklarda dolaşım sistemi kapalı olup, kalp bir kulakçık (atrium) ve bir karınıcık’a
(ventrikulüse) sahiptir. Kan aortaya girmeden solungaç damarlarından geçer. İki
kanalı olan kalb oksijenli ve oksijensiz kanı karışık olarak bulundurur. Kan solungaç
kapillerinden geçtikten sonra yüksek bir basınca sahip olur. Kulakçığın kontraksiyonu
ile çıkan kan, solungaçlardaki solunum kılcalları sistemine yayılır ve sonra tek
bir damar ile toplanarak vucüt dokularında bulunan ikinci bir kılcal ağı sisteminden
geçer. En son olarak da yine tek bir damar ile kulakçığa geri getirilir. Kanın karıncıktan
kulakçığa dönmesine engel olmak için, ikisi arasında bir kapak bulunur. Fakat
böyle bir sistemde, kılcallarda büyük bir direnç vardır. Bundan dolayı, kalbin kuvveti
birinci kılcal sistemde hemen hemen tükenir ve ikinci kılcal ağı için çok az bir
kuvvet kalır. Bu zararı ortadan kaldırmak için dolaşım diğer omurgalılarda biri küçük
diğeri büyük olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Böylece solunum ve vücut kılcal sistemleri,
ayrı ayrı kalp karıncığından direkt olarak kanı alabilirler.
Kurbağalarda kalp iki kulakçık ve bir karıncıktan meydana gelir. Bu nedenle vücuttan
gelen kirli kan ile akciğerlerde temizlenip gelen kan karıncıkta birbiri ile karışır.
Sürüngenlerde ise iki kulakçık ve birbiri ile tamamen ayrılmamış iki karıncıktan
meydana gelen kalpte kirli ve temiz kan birbiri ile kısmen karışırlar.
Buraya kadar olan hayvan gruplarında kirli ve temiz kanın karışması nedeniyle ortaya
çıkan bu durum bu grupları değişken vücut sıcaklıklı yapmaktadır. Bu hayvanların
vücut sıcaklığı çevre sıcaklığına bağlı olarak değişiklik gösterir.
Omurgalıların kalpleri ise kapaklarla ve birbiri arkası sıra gelen odalarla donatılmıştır.
Yüksek omurgalılarda dört kas torbasından yapılmış olan kalp duvarındaki
lifler kasıldıkları zaman, kalbin içindeki boşluklar küçülür ve burada bulunan kan
dışarıya atılır. Yapılacak iş ne kadar büyük ise, torba çeperinin kalınlığı da o kadar
fazla olur
5.2. İnsanda Kalp
Kalp, insanda, gögüs kafesinin sol iç tarafında ve ak ciğerlerin arasında duran bir organdır.
Büyüklüğü yaklaşık yumruk kadardır. İnsan kalbi 4 bölmeden oluşmuştur.
Bu 4 bölümler, sağ ve sol olmak üzere birbirlerinden tamamen ayrılmıştır. Sağ ve
solda bulunan ve birbirinden ayrı duran bölümler ise, aralarındaki kapakcıklar aracılığı
ile birbirleri ile ilişkidedir. üstteki bölümlere, sağ ve sol `kulakcık` ya da`atrium”,
alttaki bölümlere ise, sağ ve sol`karıncık” ya da`ventrikül` adı verilir. Bu
kapaklar, kanın, sadece üst de bulunan kulakcıklardan, alttaki karıncıklara geçmesine
izin verir. çok ince yapılar olar bu kapakcıkların ters yönde açılmamaları, alt
yüzlerinde bulunan iplikciklerle, karıncık duvarlarına bağlanmaları ile sağlanır.
5.3. Kalp Fizyolojisi
Kalbin ana görevi kanı pompalama görevidir. İnsan, kuşlarda ve memelilerde kalp
birbirlerinden bölme ile tamamen ayrılmış dört boşluktan oluşur. Bunlardan ikisi
üst tarafta yer alan sağ ve sol atrium`lar, diğer ikiside taban kısmında bulunan sağ ve
sol ventrikül`lerdir. Bunlarda kirli ve temiz kan birbirlerinden tamemen ayrılırlar.
Sıcak kanlı hayvanlar dediğimiz bu hayvanlarda vücudun üst ve alt bölgelerinden
gelen kan, alt ve üst ana toplardamarı ile sağ kulakçığa getirilir ve sağ karıncıktan
geçerek akciğer atardamarı ile akciğerlere götürülür. Atriumlar kalbe venlerle gelen
kanı toplayarak ventriküllere yollarlar. Sağ atrium sağ ventrikülle, sol atrium da sol
ventrikülle üzerinde gerektiğinde açılabilen ve kanın geri dönmesini engelleyen kapaklar
bulunan birer delik aracılığı ile birleşmişlerdir. Tüm bu yapılar aracılığı ile
kalp kaslarının kontraksiyonu sonucu kan, venlerden (toplar damar) arterlere (atardamar)
pompalanır. Bunu yaparken kalbin kasılmasına (kontraksiyon periyodu)
sistol, kan pompalandıktan sonra kalbe tekrar kan dolması için geçen süreye ise
(gevşeme periyodu) diyastol adı verilir. Bu safhalar birbirini takiben canlının yaşamı
boyunca aralıksız devam eder. Kalbin bu çalışması ile bütün kanı vucutta dolaştırır.
Kalbin her atımında (pompalamasında) insanda ~200 cc, atta ~500 cc kan vucuda
pompalanır ve bu dolaşım insanda 23, atta 31 ve köpekte 16 saniye’de vucut içindeki
devrini tamamlar. Kalp atım (nabız) sayısı (dakikada) insanda 60 – 80, atta 28 -
40, inekte 60 – 80, koyun ve keçide 70 – 80, domuzda 60 – 80, köpekte 70 – 130, kedide
110 – 130 dur.
5.4. Kalbin Uyarımı
Bedendeki tüm organların zaman zaman işlev görmeden durmalarına karşın, uyurken
ya da baygınken bile, kalp, canlı kalındığı sürece durmaksızın çalışmaktadır. Balıkların ve kurbağaların lenf kalpleri normal olarak omuriliğin kontrolu altındadır.
Omurgalı hayvanlarda kalp hareketi kas kökenlidir. Kontraksiyon kas dokusundan
doğar. Ergin balık ve kurbağalarda vurumun toplardamar boşluğundan (sinus
venosus`dan) meydana geldiği görülebilir. Ergin kuş ve memelilerde ise vurum
sinüs nodu ve kulakcıkla karıncığın ayrıldığı yerden başlamaktadır. Yüksek omurgalılarda
kalp çalışması, kulakçıkların kasılması (atrial sistol), karıncıkların kasılması
(ventriküler sistol) ve dört odacığın gevşemesi şeklirde gerçekleşir.
Beynin çalışmadığı durumlarda dahi, kalp nasıl çalışıyor?
Kalp, diğer organlar ile uyumlu çalışmasını, organizmanın çalışma ve dinlenme durumundaki
çalışmasını, dış sinir sistem (parasimpatik) siniri olan Vagus siniri ile
düzenler. Gerçekte Vagus kalp çalışmasını yavaşlatıcı etki yapar. Kalbe gelen diğer
sempatik sinirler ise omurga bölgesinden omurilikten (medula spinalis) çıkarlar. Bu
sinirler de kalp çalışmasını hızlandırırlar. Kalp vagus sinirinin simpatik ve parasimpatik
lifleriyle donanmış olmasına rağmen, kalbin uyarım iletici sistemi, atriumlardan
ventriküllere uyarı iletmekle görevli özel tip kas dokusundan oluşmuştur. Bu
sistemde; Sino-atrial düğüm (Keith-Flack düğümü, Peysmeyker), atrio-ventriküler
düğüm (Tawara düğümü) ve atrioventriküler demet (His demeti) bulunur ve
bu demetin sağ ve sol kolları (Pürkinje sistemi) özelleşmiş yapılardır. Kalp kasının
sinsitial yapısı nedeniyle herhangi bir atrium ya da ventrikül kas hücresinin uyarılması
tüm atrium ya da tüm ventrium kasılmasını sağlar. Esas olarak kalp kasında
kasılma ve gevşemeyi kendiliğinden impuls yaratarak sağlayan Sino-atrial düğümdür.
Ayrıca atriumların uyarımlarını ventriküllerin his demetlerine atrio-ventriküler
düğüm aracılığıyla iletilir ve kalpte koordineli (uyumlu) bir çalışma sağlanır.
Kalp, sino-atrial ve atrio-ventriküler düğümler aracılığı ile impuls alamaz ise kalbin
çalışması ventriküller üzerinde dağılmış olarak bulunan his demetinden oluşan impulslar
ile düzenlenir.
Bazı kimyasal maddelerin kalp çalışması üzerine etkisi olduğu da bilinmektedir.
Bazı iyonlar kalp çalışmasını arttırabilir ya da yavaşlatabilirler. örneğin Ca+2 iyonu
kalbin kasılma yeteneğini artırır. K+ iyonu ise kalp gevşemesini sağlar, diastolü
kolaylaştırır.
Normal bir kalp değişmez bir düzenle ve ritmik olarak çalışır. Bu çalışmalarda kulakçıklar
ayrı, karıncıklar ayrı ve mutlak olmamakla birlikte aşağı yukarı sinkron
olarak kasılır ve gevşer. Kalbin bütün kısımları çok kısa bir süre de olsa diastol (gevşeme)
halinde bulunur. Bu süre insan için (dakikada 75 vurum yapan bir kalpte)
yaklaşık olarak 0.4 saniyedir. Bu diastol karıncıkların sistolünün sona erdiği andan
başlar ve kulakçıkların sistolünün başladığı ana kadar sürer.
Özet
İçinde bulundurduğu kan aracılığıyla, canlı bedeninin belli kısımları arasında, madde ulaşımını
sağlayan yapılar bütününe dolaşım sistemi adı verilir. Dolaşım sistemini; Kalp, damarlar
ve kan oluşturur. İlkel canlı olan tek hücrelilerde oluşan atıklar sitoplazma tarafından atılırken,
daha gelişmiş canlılarda bedene gerekli olar maddeler ve oluşan atıklar bir boru sistemi
içine toplanır. Bu biçimde dolaşım sıvısı beden içinde olmasına karşın, zaman zaman damarlar
içine alınır. Açık dolaşım adı verilen bu sisteme karşın, gelişmiş canlılarda dolaşım sisteminin
tamamen kapalı damarlar sistemi içinde dolaştığı kapalı dolaşım sistemi bulunur. Bu
tür dolaşım sisteminde, dolaşım sistemindeki dolaşım sıvısının hareketini sağlayan ve kalp
adı verilen bir pompa bulunur. İnsanda kalpten pompalanan kan bedene gerekli olan maddeleri
taşır ve ora oluşan atıkları toplar buna büyük dolaşım adı verilir. Karbondioksitten zengin
olan bu kirli kan daha sonra oksijence zenginleştirilerek akciğerlere pompalanır ve temizlendikten
sonra kalbe tekrar geri döner. Bu dolaşıma da küçük dolaşım adı verilir. Dolaşım
sisteminin bir parçası olan ve dolaşım sıvısı adı verilen kan, canlı organizmaların bedenindeki
doku ve organları oluşturan hücrelerin beslenmesini, korunmasını, bu yapılarda oluşan
artıkların yok edilmesini, ısı dengelerinin sağlanmasını, gaz alış-verişini ve hormonların gerekli
yerlere ulaştırılmasını görevlerini üstlenmiştir. Yaşamın devamında çok önemli olan
kan bu görevlerini, plazma adı verilen sıvı ortam içinde bulunan kırmızı ve beyaz renkli, değişik
hücreler aracılığıyla yapar. Eritrosit adı da verilen çekirdeksiz kırmızı kan hücreleri, yapılarındaki
hemoglobin aracılığı ile oksijen ve karbondioksit gibi solunum gazlarını taşırlar.
Genel olarak lökosit adı verilen beyaz kan hücreleri, vücut savunmasında görevlidirler. Granüllü
ve granülsüz olmak üzere çok çeşitlidir. Ayrıca kan sıvısı içinde, kan pulcukları adı verilen
trombosit hücreleri de mevcuttur ve bunlar kan pıhtılaşmasında görev alırlar. Kan
plazmasında ise su, serum ve antikor adı verilen plazma proteinleri bulunur. anti A, anti B ve
Rh olarak 3 çeşit olan bu plazma proteinlerinin bulunup bulunmamasına göre kan grupları
belirlenmektedir. Kapalı dolaşım sisteminde kan, vücut içindeki ince ve kalın damarlar içinde
dolaşır. Kalpten çıkan kanı bedenin tüm doku ve organlarına götüren damarlara atar damar,
doku ve organlardan kanı toplayarak kalbe geri getiren damarlara ise toplar damar adı verilir.
Atar ve toplar damarlar arasındaki bağlantıyı sağlayan ince damarlara isi kılcal damar denmektedir.
Kan, doku ve organ hücreleriyle olan alış-verişini, duvarları çok ince olan kılcal damarlarda
yapar. Damarların içindeki kan ile dokular arasında ki bu alış-veriş sonunda, sistemin
işleyişi için kan dolaşımına ihtiyaç vardır. Kan dolaşımı, kalbin kanı damarlar içine
pompalaması ile sağlanır. Basit canlılardaki kasılma ve gevşeme yapabilen damarlar biçiminde
olan kalp daha sonra tüp şeklindeki kalplere ve giderek ampul şeklinde ekleri olan kalp biçimini
almıştır. Ancak gelişmiş canlılar olarak kabul edilen canlılardaki kalp, karıncık ve kulakcık
olarak adlandırılan odalara ayrılmış kalp biçimindedir. Kalp beyinden gelen simpatik
ve parasimpatik sinir lifleri aracılığı ile uyarı alsa da, sinoatrial düğüm, atriyo-ventriküler
düğüm ve his demeti adı verilen kendi uyarıcı ve özel iletim sistemi ile, çalışmasını aralıksız
sürdürebilir özelliktedir.
Değerlendirme Soruları
1. Kalp ve akciğerler arasındaki kan döngüsüne ne ad verilir?
A. Açık dolaşım
B. Kapalı dolaşım
C. Büyük dolaşım
D. Küçük dolaşım
E. Nabız
2. Gelişmiş bir canlı olan insanda, dolaşımla ilgili aşağıdaki sistemlerden hangisi
bulunmaz?
A. Kapalı dolaşım sistemi
B. Dokular arası sıvı sistemi
C. Lenf damarları sıvı sistemi
D. Büyük dolaşım sistemi
E. Hemasöl açık dolaşım sistemi
3. Bedenin savunması (bağışıklık) ile sorumlu kan hücreleri aşağıdakilerden
hangisidir?
A. Alyuvarlar (Eritrosit)
B. Akyuvarlar (Lökosit)
C. Kan pulcukları (Trombosit)
D. Plazma
E. Serum
4. Endotel aşağıdakilerden hangisidir?
A. Kalbin sağ karıncığından çıkan atar damarı
B. Damarların iç yüzünü örten tek katlı örtü epiteli
C. Kalbin çalışma ritmini yavaşlatan simpatik sinir
D. Kalbin kasılması anındaki kan basıncı
E. Kan serumu içindeki inorganik maddelerden biri
5. Dolaşım sisteminde, doku hücreleriyle kan arasındaki madde alış-verişi nerede
olur?
A. Atar damar (Arter)
B. Arteriol
C. Toplar damar (Vena)
D. Kılcal damar (kapiller)
E. Lenf damarları
6. Kan hücrelerinin yapısında bulunan ve oksijen ve karbondioksit gibi solunum
gazlarının taşınmasında görevli olan yapı aşağıdakilerden hangisidir?
A. Albumin
B. Globulin
C. Hemoglobin
D. Histamin
E. Hormon
7. Aşağıdakilerden hangisi kan hücrelerinden değildir?
A. Alyuvar (Eritrosit)
B. Kan pulcukları (Trombosit)
C. Lenfosit
D. Fibrosit
E. Akyuvar (Lökosit)
8. Kan pıhtılaşmasının gerçekleşebilmesi için mutlaka olması gereken iyon aşağıdakilerden
hangisidir?
A. Tuz
B. Civa
C. Magnezyum
D. Kalsiyum
E. 7. faktör
9. Büyük tansiyon aşağıdakilerden hangisidir?
A. Kanın kalpten pompalandığı andaki basıncı
B. Kalbin gevşeyerek kanın kalbe dolması anındaki basınç
C. Kanın damardaki basınç değişikliğindeki ritim
D. Soluk verirken oluşan kan basıncı
E. Küçük dolaşım içindeki kan basıncı
10. Aşağıdakilerden hangisi hiçbir canlıda görülmeyen dolaşım sistemidir?
A. Vücut kasılması ile gerçekleşen dolaşım
B. Kasılma ve gevşeme yapabilen damarlar aracılığıyla gerçekleşen dolaşım
C. Tüp şeklinde olan kalp aracılığıyla gerçekleşen dolaşım
D. Ekleri olan, ampul şeklindeki kalp aracılığıyla gerçekleşen dolaşım
E. Odalara ayrılmış kalp aracılığıyla gerçekleşen dolaşım







Yorum Kısmı